PUAN DURUMU
Salih Kütükçü Karikatürleri
Sakarya Kuzey Gazetesi
MAYIS 2012
Bu yazı 02 Şubat 2012, Perşembe 21:46:44 tarihinde eklendi. 255 kez okundu.
12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto

ANDIMIZ - Şakir ŞEN

ANDIMIZ

 

Babam anlatmıştı.

 

“Her sabah okula gittiğimizde şimdiki öğrenciler gibi toplanırdık. Öğretmenimiz bizleri hizaya getirdikten sonra, isteği varsa onları söylerdi. Ardından üç defa, Padişahım Çok Yaşa! Padişahım Çok Yaşa! Padişahım Çok Yaşa! Derdik. Bir sabah yine toplandığımızda öğretmenimiz Rüştü Hoca, “çocuklar, bundan sonra padişahım çok yaşa demeyeceğiz. Çünkü Ankara’da Cumhuriyet ilan edildi.” Dedi.

 

“Peki, onun yerine ne söyleyeceğiz dediğimizde, “hiçbir şey söylemeyeceksiniz bundan sonra hiçbir şey söylemek yok” demişti.

 

“Aradan ne kadar zaman geçti bilmiyorum. Rüştü Hoca Ankara’dan emir geldiğini, bundan sonra üç defa “Cumhuriyetim Çok Yaşa” diyeceğimizi söyledi. Biz cumhuriyetim çok yaşa diyerek mezun olduk.”

 

10 Mayıs 1933 de andımız, Reşit Galip tarafından yazılarak uygulamaya konuyor.

 

 “Türk’üm, doğruyum, çalışkanım. Yasam, küçüklerimi korumak büyüklerimi saymak, Yurdumu milletimi özümden çok sevmektir. Ülküm, yükselmek ileri gitmektir. Varlığım Türk varlığına armağan olsun.”

 

29 Ağustos 1972 de andımıza son bölüm ilave edilmiştir.

 

“Ey! Büyük Atatürk! Açtığın yolda gösterdiğin hedefe durmadan yürüyeceğime ant içerim. Varlığım Türk varlığına armağan olsun. Ne mutlu Türk’üm diyene.”

 

Mümtazer Türköne bu konuda şöyle yorum yapıyor. Malum!  Zaman’e yazarı.

 

 “Bir Kürt’e ne mutlu Türk’üm diyene dedirtmekten daha kötüsü, aynı sözü bir Türk’ e söyletmektir. Bu sözleri söylediği için Türk’ün zihninde ve ruhunda meydana gelen hasarı kim düzeltecek.”

 

 “Bir de her sabah soğukta çocukları üşüterek” bu sözler söyleniyormuş. 19 Mayıs törenlerinde üşüdüğü gibi demek istiyor.

 

Aynı sözleri zamanında Mümtazer efendi de çok söylediğine için olmalı, zihninde ve ruhunda büyük hasarlar meydana gelmiş.

 

Üniversiteden hocam Prof. Turhan Baytop anlatmıştı. “Öğrendiğiniz gibi 1900 lü yılların başında Türk olan doktor ve eczacı sayısı çok azdı. Bu mesleği daha çok Ermeniler ve Rumlar yaparlardı. Her ne kadar ilk eczacı mektebi 1839’da kurulsa da (mesleğin kıymetini bildiklerinden) En çok ilgi yine azınlıklardan oldu. Cumhuriyetle birlikte Türk ismi her meslekte öne çıkarılmaya çalışılmıştır. Staj yapması gereken Türk eczacı öğrencilerine, Rum ve Ermeniler, eczanelerinde staj yapma işlemine zorluk çıkardılar. Bunun üzerine, eczacı öğrencilerin devlet hastanelerinde staj yapmaları sağlanarak, diploma almalarının önündeki engel kaldırılmış oldu.

 

Osmanlı’nın son dönemlerinde Türk’lere yakıştırılan meslek çobanlık ve basit işlerdi. Öyle ki! Türklerden doktor eczacı olamayacağı, çünkü akıllarının bu işe yetmeyeceği söyleniyor, Türk’ler hakir görülüyordu.

Yazdır Paylaş
Diğer Şakir ŞEN Yazıları
Karasu Belediyesini Başarılı Buluyormusunuz ?
Evet
Hayır